İlhan Koman’ı aradığımızda karşımıza çıkacak belki de ilk fotoğraf bu ve aklımıza ilk gelen, figürün Koman olduğudur; fotoğraftaki kişinin Şadi Çalık olması kuvvetle muhtemeldir. Şadi Çalık’ın o dönem asistanı olarak çalışan Ferit Özşen, ikilinin fırsat buldukça atölyelerini ziyaret ettiğini anlatır. Anı: Ferit Özşen Fotoğraf: Kaynak bilinmiyor.

*Aşağıdaki yazı, YapıKredi Yayınları’ndan çıkan Sanat Dünyamız Dergisi 161. Sayısında yayınlanmıştır.

Akdeniz’in Hikayesi

Akdeniz heykelinin bir büyüsü var. Ona bir kez bakmak yetmiyor. Akdeniz’i kanıksayamıyorsunuz. Yadsıyamıyorsunuz. Yanında, biraz uzakta, ondan daha yüksekte, aşağıda veya arkasındayken hep size kendisini gösterecek farklı bir yönü oluyor. Bazen iyice hafifliyor. Kimi zaman ağırlaşıyor, kanatlarını toplayıp iyice yerine oturuyor.

Bu yazıda, heykeli oluşturan yaprakların akışkanlığından, somunların aralara nasıl bir formülle yerleştiğinden, heykelin ilk bakışta fark edilmeyen asimetrisinden bahsetmeyeceğiz; amacımız Akdeniz’i övmek değil…

Akdeniz, Zincirlikuyu’daki ilk yerine 1980’de kuruluyor. Tam tarihine ulaşamadık. Öykü, bundan seneler önce yetmişlerin ilk yıllarında, o zamanlar Halk Sigorta’yı yöneten, sanata meraklı, İstanbul galerilerini bilen, sanatçıları tanıyan Ali Neyzi2 ile başlıyor. Ancak bir yandan da heykelin yaratıcısının zihninde, Halk Sigorta adına ısmarlandıktan sonra belirip bir tasarı haline geldiği de meçhul. Neyzi Stockholm’de Koman’ı ziyaret edip, şirketin yöneticisi olarak ilk ağızdan böyle bir eser için onunla konuştuğunda Akdeniz, belki de Hulda’nın ambarında bir kolide uyuyordu. Neyzi, Koman’la tanışmasını şöyle aktarıyor:

“Nitekim o günkü ziyaretimiz daha çok Türkiye’de tanıdığım ve onun (Koman’ın) da eski dostu olan ressam ve diğer sanatkarların hal ve durumları, benim onlar ile tanışıklığımın tartıya vurulması ile geçti. Ayrılmadan önce, beraberimde getirdiğim ve İstanbul’da inşaatı başlamış olan binanın projesini, öndeki bahçe ve çevreyi gösteren birkaç fotoğrafı kendisine teslim ettim. Bize yakışacak bir yontu için bir maket yapıp yollamasını ve bunun için ne ödemem gerekeceğini bildirmesini istedim. Maket yönetim kurulunun onayından geçerse, o zaman maliyet ve zaman sorununa sıra geleceğini söyledim. En azından işi ciddiye aldığımı sezinlemişti. Yine de hemen evet demedi. ‘Bir düşüneyim. Yıllar önce bir İsveç sigorta şirketi için bir hazırlık yapmıştım ama o proje gerçekleşmedi. Biliyorsun ben hareketli şeyler severim. Maket teklifin iyi. Umarım bir şeyler çıkarırım.’ dedi.”3

Neyzi’nin aktardıklarından anladığımız; aslında İlhan Koman’ın aklında ve elinde başka bir kuruma sunduğu ancak gerçekleşmeyen bir niyet var. Sanatçı kafasında taslak halinde, farklı aşamalara gelmiş birçok fikri gezdirir. Koman’ın dediklerine bakılırsa Akdeniz’in fikri geliştirilmiş, kağıda, kartona dökülmüş, bir kuruma sunulmuş, ancak gerçekleşememiş. Bunu destekleyen bir ipucundan da ilk eşi, Melda Kaptana4 anılarında bahsediyor:

“İlhan, (Akdeniz)heykeli(ni), İsveç’te bir sigorta şirketinin açtığı yarışma için hazırlamış, Ahmet(Koman) de o maketi babasının elinden almayı başararak İstanbul’a getirmişti. Ahmet’in getirdiği model çok beğenildi.”5

Koman ve Kaptana’nın anlattıklarından yola çıkarak, Akdeniz tasarısının altmışlarda Koman’ın zihninde oluşmaya başladığını söyleyebiliriz. İsveç’li bir şirket için önerdiğine göre belki de ilk düşündüğünde ismi Akdeniz bile değildi. Bilemiyoruz. Ancak Akdeniz isminin, dalgalanan beyaz yapraklarıyla bu heykele yakıştığında herhalde her gören hemfikirdir. Koman da bunu Ersin Alok’un aktardığına göre şöyle anlatmaktaydı:

“Bu tasarıyı oluşturan yüz yirm, parçanın her biri bu iç denizi çevreleyen farklı yaşayışlarda, başka dilleri konuşan, başka Tanrı’lara inanan insan topluluklarını simgeliyor. Bir armoni içinde hepsi bir araya geldiklerinde de Akdeniz’i oluşturuyorlar.”6

Sanatçı, özellikle de Koman gibi özgür kişilikler kendi bildikleri yolda ilerler. Aradığı, onun arzularını gerçekleştirecek destektir olsa olsa. Koman bu heykeli gerçekleştirmek istemişti. İsveç’te, Türkiye’de ya da başka yerde. Akdeniz, Baltık yahut başka bir isimle. Fark etmez. Muhtemelen Ali Neyzi ile tanıştığında da tarttığı, onun da dediği gibi İstanbul sanat çevreleriyle tanışıklığından çok, bu tasarıyı gerçekleştirecek irade ve isteğin Neyzi’de olup olmadığıydı. Koman, ta İstanbul’lardan kalkıp gelen, sonra da bir saatlik tren yolculuğuyla Hulda’yı bakıma aldığı güneydeki ücra liman köyüne ulaşan bu adama inanmış olmalı ki, Akdeniz’i uykusundan uyandırıyor ve maketin içinde olduğu koliyi İstanbul’a, Ali Neyzi’ye götürmesi için oğluna veriyor.

“Yaklaşık 90×90 santimlik bir koliydi” diyor Ersin Alok. “Açtım, içinden bir kadın çıktı. Ortaya koydum, döndüm dolaştım etrafında. Sonra fotoğraflarını çektim.”7

Akdeniz Halk Sigorta’nın önünde. Dolmuştan Zincirlikuyu’da inmek isteyenler, hayalette inecek var, demişler bir süre. Torununa, yalan söylersen böyle donup kalırsın, diye öğüt vermiş bir büyük anne. Akdeniz, her bellekte yer etmiş. Fotoğraf: Ferda Çağlayan

Akdeniz’in bugün nerede olduğu bilinmeyen kağıttan maketini İstanbul’da ilk gören Ali Neyzi ise ikincisi de fotoğrafçı Ersin Alok.8 Yönetim kurulundan onay alabilmek için maket ve fotoğraflarından oluşan bir sergi hazırlıyorlar toplantı odasına. İlk toplantıda onay çıkıyor. Herkes beğenisini dile getiriyor. Bütçe konusunu da Neyzi şöyle aşıyor:

“… Ardından işin masrafı gündeme geldi. Cumhuriyet’in kurulduğu günlerde Ankara’da yeni yapılacak resmi binalara, bina maliyetinin %2,5’u oranında bezeme yapılması için bir kararname çıkartılmış olduğunu hatırlattım ve yaptıracağımız bina maliyetinin bu oranı aşmayacak bir miktarı ölçüsünde yontucu ile anlaşma yapmak üzere yetki aldım.”9

“Yandan baktığınız zaman heykele, suratlar bir erkek bir kadın olarak değer kazanır. Yukarıdan ışığı verince, o aralara ışık girince çok daha güzel görünüyordu. (…) İlhan buraya (Türkiye’ye) gelince, benim fotoğrafları da gördü Halk Sigorta’da. (…) Sonra çat kapı İlhan Koman geldi, buradan (Alok’un atölyesi) içeri girdi. Bence bu heykelin ana lafı da budur; ‘Ben heykellerime mutlaka gizemli bir şey koyarım. Sen fotoğraf çekerken bu gizemi açığa çıkarmışsın, seni öpmeye geldim.’ dedi. Fotoğraf ve anı: Ersin Alok

Bu noktaya dek her şey yolunda. İlhan Koman, zihnini meşgul edegelmiş, gerçekleştirmeyi arzuladığı bir tasarısını hayata geçirme yolunda ilk adımı tamamlıyor. Ali Neyzi ve yönettiği kurumun diğer yetkilileri de tasarıdan memnun. Ancak işin gerçekleştirilme aşaması ciddi zorluklarla başlıyor. İlhan Koman Akdeniz’i Stockholm’de bildiği şartlarda, her aşamasına refakat ederek üretmek ve İstanbul’a nakletmek istiyor. Yetmişlerin Türkiye’si dünyaya kapalı. Böyle bir şeyi hayal etmek bile imkansız. Bakanlar Kurulu kararı gerektiren bir operasyon. Stockholm fikrinden vazgeçirilen Koman’ın ikna olacağı beceride demirci ustaları, o kalitede sac ve bu işi kotaracak atölyeyi İstanbul’da bulmak hiç de kolay olmuyor. İşin bir kısmı Denizcilik İşletmeleri, bir kısmı STFA atölyelerinde tamamlanıyor. Paslanmaz somunlar İsveç’te temin ediliyor; aylarca gümrükte bekledikten sonra yurda sokuluyor. Paslanmaz boya ülkede yok. Armatör Sadıkoğlu ailesi devreye giriyor. Koman’ın boya sipariş listesi yine aylar sonra gemi için alınan boyaların arasına sokulup İstanbul’a getiriliyor. Bu sorunların hepsinin çözümünü Ali Neyzi kurumsal ve kişisel ilişkilerini sonuna dek kullanarak sağlıyor. 1980’de heykel yerine kurulana dek en ince detayına dek sürecin başında oluyor. Son yıllarda şirketiyle arası kötüleşiyor. Akdeniz’in başına bir şey gelir endişesiyle o yerine yerleşmeden ayrılmıyor. İş tamamlanınca istifa ediyor.

Koman’ın oğluyla yolladığı kağıttan maket ile nihai heykel arasında karton, strafor ve metalden birçok ara model farklı atölyelerde üretiliyor. Ersin Alok bu süreçlerde Akdeniz’in fotoğraflarını çekiyor. Koman’ın İsveç’ten yolladığı karton patronlar kurulurken, strafordan bir ara model yapılırken ve nihayet demir parçalar kesilirken Koman’ı seyrediyor:

“İlhan Koman heykeli severdi”, diyor Alok. “Yani okşardı, onun etrafında dolaşır, eliyle parçaların birbirine geçişini kontrol eder, elini rahatsız eden bir çapak, bir çıkıntı olunca törpüyü eline alır, düzeltmeye koyulurdu. Bir gün karşısına geçip ustalardan bazı yaprakları aradan çıkartmalarını istedi. Çok geniş bulmuştu heykeli. İşte o gün Akdeniz yüz yirmi yapraktan yüz on ikiye indi; bugünkü haline geldi.”10

Hemen bir sene sonra Akdeniz heykeliyle İlhan Koman, Sedat Simavi Görsel Sanatlar Ödülü’nü alıyor.11 Ali Neyzi davetli listesinde yok. İlhan Koman geliyor. Neyzi tedirgin. Çünkü Akdeniz, Koman’ın sipariş listesindeki boyalarla renklendirilememiş. Gemiden sadece beyaz boya çıkmış ve açılışa yetiştirilmesi için Neyzi tüm sorumluluğu üzerine alarak, beyaza boyansın, demiş. Koman’ın sipariş listesiyse, beyazdan laciverte farklı mavi tonlarında. Kanatlara doğru koyudan beyaza açılan bir yelpaze. Ödül töreni Akdeniz’in bembeyaz kanatları altında tamamlanıyor. Ancak Koman ne o gün ne daha sonra, Neyzi’ye ya da başka birine bu renk konusunu açmıyor. Bunu ustanın Akdeniz’i beyaz haliyle de beğendiğine yormak mümkün. Düşünecek olursak bu tasarının yaratıcısının zihninden çıkıp Zincilikuyu’daki yerine konması en iyi ihtimalle on, belki de on beş sene almış gibi görünüyor. Koman’ın, Ali Neyzi’nin bu zorlu süreçte Akdeniz’i gerçekleştirmek için sarf ettiği enerjiden de etkilendiği söylenebilir.

Bu arada, Koman, Sedat Simavi Ödül Töreni’ndeki konuşmasında Akdeniz’i şöyle anlatıyor:

“İnsanın kucaklaşması, sevgisi anlatılırken Akdeniz aklıma geldi. Akdeniz büyüktü, bizden bir denizdi. Kucak açmayı bu adla anlatmak istedim. Sevgiyi ve kucaklaşmayı anlatırken bir kadının bütünlüğünden yararlanmak istedim.”

İlhan Koman’ın ölümünden on dört yıl sonra Kültür Bakanlığı 2000 yılındaki Hannofer Expo Türk Pavyonu’nda Akdeniz’i sergilemek istiyor. Heykelin birebir kopyası Koman’ın Kare Metal’de ortağı ve arkadaşı Şadi Çalık’ın o zamanki asistanı Ferit Özşen tarafından yapılıyor.12 Özşen, Hannofer’e montaj için gittiğinde heykelin yoğun ilgi gördüğünden bahsediyor. Hatta heykeli satın almak isteyenler oluyor. Akdeniz’in kopyası Hannofer’den geri gelmiyor. Koskoca heykel kayboluyor.13

O günden sonra Akdeniz’e sadece Ferit Özşen dokunuyor. 2005’te Galatasaray’daki Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde düzenlenen İlhan Koman retrospektifi için yine onun kapısı çalınıyor. Özşen ve ekibi Akdeniz’i 2005 ilkbaharında bir gece Zincirlikuyu’dan söküp Galatasaray meydanına kuruyor. Sergi bitiminde, bu kez bir yaz gecesi Akdeniz’i sökmeye gittiklerindeyse insanlar “Akdeniz’i vermeyiz, buradan bir yere gidemez” diyerek heykelin etrafında daire oluyorlar.14 2005 yılının baharında Zincirlikuyu’daki ilk mekanından sökülen Akdeniz aynı yılın yazında, 2017’ye dek kalacağı, 4. Levent’teki yerine götürülüyor. Ferit Özşen heykeli bir kez de 2014’te İsrail protestoları sırasında gördüğü zararı tamir için ziyaret ediyor.

Özşen, Yapı Kredi Kültür Sanat’ın Galatasaray’daki yeni binasına taşınmadan önce Nisan 2017’de Akdeniz’i 4. Levent’teki yerinden sökerek İkitelli’deki atölyesine götürüyor.

“Heykeli parçalarına ayırıp kumladım. Altındaki çürümüş kısımları pastan arındırıp düzelttim. Orijinal tabanının altına planı doğrultusunda 8 mm sactan flanş kaynattım. Flanşın bir kopyası da, binada heykel için güçlendirilmiş platformun altına kaynatıldı. Boyası yenilendi. Modüller arası somun ve cıvatalar söküldü. Heykel binadaki hareket olanakları ve vinç kapasitesine göre hesaplanarak on iki parçaya ayrıldı. Hamalların taşıdığı parçalar üçüncü kata kurulan küçük bir vinç vasıtasıyla yerine kaldırılıp kaynatıldı. Bu operasyon sırasında kaybolup yenilenen bir adet somun hariç tüm parçaları orijinaldir.”15

Bugün İlhan Koman’ın Akdeniz heykeli Türkiye’nin en çok bilinen, sevilen sanat eserlerinden biri. Önemli bir özelliği, bir anıt olmaması. Yani bize bir olayı, bir kişiyi, bir tarihi hatırlatmak için yapılmamış. Belki de bu yüzden Robert Musil’in Anıtlar adlı zihin açıcı denemesinde yazdığı diğer anıtlar gibi unutulmuyor, dikkatten kaçmıyor, etki yaratma gücünü yitirmiyor.16

Akdeniz bugün, Yapı Kredi Kültür Sanat binasının üçüncü katından Galatasaray Meydanı’na, İstiklal Caddesi’ne ve İstanbul’a bakıyor. Bu yerleştirmenin bir yorum olduğu unutulmamalıdır. Nihai bir yer iddiası doğru olmaz. Bir gün başka bir yorum gelir, Akdeniz başka bir yere yerleşir. Akdeniz’in öyküsüne bakınca zaten şu anlaşılıyor. Hayat sürprizlerle dolu. Akdeniz bugün bir İsveç sigorta şirketinin bahçesinde, bir akçaağacın altında duruyor, yaprakları arasından soğuk Baltık rüzgarı geçiyor olabilirdi. Beyazdan başka renk yakıştıramadığımız dalgalı bedeni mavinin tonlarına boyalı olabilirdi. Ama en kötüsü yaratıcısının küllerinin kaybolduğu denizlerde, Hulda’nın ambarında bir kolide hiç gerçekleşmemiş sayısız güzel tasarıdan biri olarak sonsuz uykusunda olabilirdi.

Ertuğ Uçar
Nur Gayretli

  1. Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezi 2013’te kapandı. 2017 sonbaharında açılan, yenilenen binasının tasarımcıları, Teğet Mimarlık’ın ortakları Mehmet Kütükçüoğlu ve Ertuğ Uçar’dır.
  2. Ali H. Neyzi (1927-2005), Robert Koleji Erkek Lisesi’nin Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. 1950 yılında başladığı sigortacılık sektörünün Türkiye’deki gelişiminde önemli rol oynadı. 1955 yılında aldığı bursla Harvard Üniversitesi İşletme Bölümü’nde eğitim gördü. Sigorta Enstitüsü ve Robert Koleji’nde öğretmenlik de yapan Neyzi’nin çeviri, deneme ve romanları vardır.
  3. Neyzi, A.H. (2005) Lara Feneri II-Çakıp Sönen Anılar. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür
  4. Melda Kaptana (1927-…), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Filolojisi’nde okudu. 1949’da gittiği Paris’te tanıştığı İlhan Koman ile 1951’de evlendi. Eşinden ayrıldıktan sonra New York’a gitti. Uzun yıllar sanat galerisi yöneticiliği yaptı. 70ler İstanbul’nun sanat hayatına yön veren önemli figürlerden biridir; Melda Kaptana Sanat Galerisi, karma sergiler aracılığıyla bireysel tarzların ön planda olduğu pek çok sanat eserini sanatseverlere sunmuştur. Ben Bizans Bahçesi’nde Büyüdüm (2003) isimli bir kitabı vardır.
  5. Haydaroğlu, M., Torre, F. (Ed.) (2005). İlhan Koman Retrospektif / Retrospective.
    İstanbul: YKY
  6. Ersin Alok’la stüdyosunda kişisel görüşme, Eylül 2017
  7. a.g.e., Alok, Eylül 2017
  8. Ersin Alok (1937-…), fotoğraf sanatçısı. Sanat kariyerine ressam olarak başladı, 1967’de profesyonel olarak fotoğrafa başladı. Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Enstitüsü’nün kuruluşunu yaptı. Yayınlanmış yirmi bir kitabı bulunan Alok, belgesel üzerine de çalışmaktadır. Paris, Roma, Brüksel, Sofya, Varşova ve Amerika’dan birincilik ödülleri, yüzlerce sergi ve konuşması vardır.
  9. a.g.e., Neyzi, A.H., 2005
  10. a.g.e., Alok, Eylül 2017
  11. Görsel Sanatlar Ödülünü o sene, Paris’te yaşayan sanatçı Yüksel Arslan ile paylaşıyor.
  12. Ferit Özşen (1943-…), Heykeltıraş Prof.. İDGSA Hüseyin Gezer Atölyesi ve Avusturya bursu ile Viyana’da Fritz Wotruba Atölyesi’nde çalıştı. Mezun olduğu 1971 yılında Şadi Çalık’ın asistanı olarak çalıştı; İlhan Koman ile ilk karşılaşması bu vesileyle oldu. 1975 yılına dek Heykeltıraşlar Derneği Başkanı olarak görev aldı. Türkiye ve Japonya’da sergileri açılan heykeltıraşın ulusal birincilik ödülleri, Türkiye ile Belçika’daki çeşitli müzelerde eserleri ve Türkiye, Japonya, Suudi Arabistan, Venezuella’da heykel anıt ve rölyefleri bulunmaktadır.
  13. Ferit Özşen ile kişisel görüşme, Ekim 2017
  14. a.g.e., Özşen, Ekim 2017
  15. a.g.e., Özşen, Ekim 2017
  16. Musil, R. (2009) Yaşarken Açılan Miras. İstanbul: YKY
2018-04-12T19:59:07+00:00 December 14th, 2017|