Boğazla Şehir Arasında Müze

Deniz Müzesi, İstanbul’da tarihi bir koleksiyon için tasarlanmış ilk çağdaş müze örneği olmasının yanı sıra, belki de Boğaz köprülerinden bu yana İstanbul Boğazı kıyısına tasarlanmış  ilk kamusal yapı olacak. 

 

İstanbul’da müze olarak ısmarlanmış ve inşa edilmiş  ilk bina Müze-i Humayundur. (Bugünkü ismiyle Arkeoloji Müzesi.) 1991’de, kuruluşunun 100. yılı münasebetiyle müzeye bir ek yapılırken, aynı 100 yıl zarfında şehirde hiç yeni müze binası inşa edilmemişti. Bugün, Alexandre Vallaury’nin tasarladığı Müze-i Humayun’un ziyarete açıldığı tarihten 117 yıl sonra, hala İstanbul müzeleri yeniden işlevlendirilmiş, düzenlenmiş, restore edilmiş tarihi yapıları, sarayları, evleri mekan olarak kullanır. Bir koleksiyon için tasarlanmış veya birçok farklı sergiyi taşıyacak esneklikte çağdaş bir müze binası, birkaç örnek dışında, yoktur.(1)

 

30 km’lik uzunluğu boyunca İstanbul Boğazı’nın iki kıyısı çoğunlukla tarihi yapılarla doludur. En eskisi 1699’a tarihlenen bu yapılar arasında çağdaş örnekler çok azdır.(2) Bunların çoğu apartmanlar, evler, restoranlar ve otel ek binaları gibi özel mülkiyetli yapılardır. Son 20-30 yılda İstanbul Boğazı kıyısına yapılmış çağdaş bir kamu binası örneği yoktur.

 

Deniz Müzesi İstanbul’da tarihi bir koleksiyon için tasarlanmış ilk çağdaş müze örneği olmasının yanı sıra, belki de Boğaz köprülerinden bu yana İstanbul Boğazı kıyısına tasarlanmış  ilk kamusal yapı olacak.

 

Türkiye’de müzeler, eserlerin korunması için devletin tahsis ettiği muhafazalardır. Aktif ve çekici bir sosyal merkez haline gelememişlerdir. Müzeler ülkemizde bir zarf olmaktan topluma açık bir eğitim, paylaşım ve gösterim mekanı olmaya doğru evrimleşememiştir.

 

Deniz Müzesi de, ülkemizdeki pek çok müze gibi, çağdaş dönüşümünü gerçekleştiremedi.  Müze-i Humayun’dan 6 yıl sonra hayata geçen kurum, 110 yıllık maceralı tarihi boyunca bina bina gezdi.(3) 1961’de tüm koleksiyonlar Beşiktaş’ta bugünkü yerine taşındı. Kayıklar galerisi de eserlerin toplanıp müze bahçesindeki depoya taşınmasıyla zaman içinde oluştu.

 

Deniz Müzesi’ni tanıyanlar genelde Beşiktaş Meydanına cephe vermiş Tescilli Binayı ve içinde sergilenen objeleri bilir; bahçenin derinlerine gizlenmiş Depo binasındaki eşsiz kayık koleksiyonundan habersizdirler.

 

Projenin ana programı ve problemi bu kayık koleksiyonunun kabul edilmiş müzecilik standartlarına göre sergilenmesidir.

 

Bu problem,

a. arsanın Beşiktaş merkezine sıkışmış olması,

b. kayıkların büyüklüğü (3 ila 40 metre),

c. tescilli binaya eklemlenme (ve dolayısıyla bu binada korunan mevcut sergileme ile bir bütünlük kurma),

d. programda askeri birimlerin varlığı (ve içe dönüklüğü),

e. arsayı yaran ancak aksı değiştirelemeyen yağmur suyu altyapısı ve

f. mevcut kayıkların inşaat esnasında araziden uzaklaşamaması gibi verilerle karmaşıklaşmakta ve derinleşmektedir.

 

Beşiktaş’ta Bir Müze

Deniz Müzesi’nin mevcut parçalı hali yapı tamamlandığında toplamda 17.600 m2’lik bir komplekse dönüşecektir. Beşiktaş, kentin en önemli toplu taşım transfer noktalarındandır. Yaya ve araç trafiği çok yoğundur. Planlanan Kabataş tramvay hattı ve uzun vadede öngörülen Sarıyer metro hattıyla bu transfer yoğunluğu daha da artacaktır. Deniz Müzesi yapısıyla bizim önerdiğimiz, merkezin boğucu atmosferinde bir sakinleşmedir. Dolmabahçe tarafında, arsa hattından geri çekilerek yarattığımız meydan kaldırımlara sıkışmış insanlar için yeni bir duraklama, buluşma mekanıdır. Şehir mekanına bir jestle dahil edilen bu alan müzenin, toplumsal rolü konusunda alacağı duruşu gösterir. Adayı saran ve tüm cepheleri dolaşarak tescilli binada kapanan cephe yüzey ve çizgileri, küçük küçük parsellerde binbir cepheye parçalanmış kentsel dokuya nefes aldırır. Kentte yorulan algı, geniş yüzeylerde dinlenir.

 

Müze yapıları, iklim kontrolü ve sergileme yüzeyleri açısından içinde bulundukları çevreyle çok kontrollü bir ilişki talep ederken biz, İstanbul Deniz Müzesi’nin fuayeleri, dolaşım alanları ve sergileme mekanlarını Beşiktaş Meydanı, Dolmabahçe Caddesi, İskele Caddesi ve İstanbul Boğazı ile görsel ve fiziksel ilişkiler sağlayacak şekilde kurguladık. Böylece müzenin içinde bulunduğu sıkışık dokuyu hem müze hem de kentli için bir avantaja dönüştürdük.

 

Boğaz’da Bir Müze

Deniz Müzesi bahçesinin ucunda saklı depolarda sıkışık düzende tutulan kayık koleksiyonu konunun uzmanlarınca dünyada –kazılardan çıkarılıp bir araya getirilerek değil de- oldukları gibi muhafaza edilmiş en önemli koleksiyon olarak nitelendirilmektedir. Sergilenecek 34 kayıktan 20’sinin boyu 10 metreden, 8’inin boyu 20 metreden fazladır. En değerli parça 16.yüzyıla tarihlenen 40 metre boyundaki kadırgadır. Bu 34 kayık önerdiğimiz sergileme düzeninde, birbirlerine paralel olarak ve burunlarını İstanbul Boğazı’na doğrultmuş bir şekilde dizilirler. Boğaz’dan yapıya bakan, gözlerinden dışarı kızakların uzandığı büyük bir kayıkhane görür. Müzeden Boğaza bakanın gördüğüyse bir rıhtımdır: Açılmayı bekleyen bir filonun son tedariği yapılmaktadır.

 

Koleksiyona Göre Müze

Kayıkhane, barındırdığı kayıklara göre şekillenmiştir. Müze bir eldiven gibi kayıkların üzerine geçer. Kayıklar en eskiden en yeniye, en uzundan en kısaya bu eldivenin parmaklarına dizilirler. Boyları 25 metreden 45 metreye kadar değişen 6 çelik makas, taban alanı 3000 metrekareye ulaşan kayıkhanenin 14 metrelik yüksekliğini bölen asmakatı oluşturur. Cadde tarafındaki giriş meydanının devamı olarak kurguladığımız fuayeden Boğaza uzanan doğrusal aks, kayıkhaneye inilen geniş bir seyir rampası ile kadırgayı birleştirir. Teatral bir deneyim sunan bu merdivenli fuaye aynı zamanda müzenin en önemli mekanı olan kayıkhanenin girişidir. Boğaza açılan bir rıhtım-çekek binasını anımsatan kayıkhane, iki farklı tipte mekan yapısını aynı bünyede barındıracak şekilde tasarlanmıştır. Burası hem bütün kayıkların birarada algılanabildiği tek bir mekan, hem de her kayık için ayrı nişlerin bulunduğu yan yana gelmiş mekanlar silsilesidir. Boğaz cephesi bu hibrid tipolojinin ürünüdür. Tek bir hol için fraktal bir cephe sunar. Parmaklar ardışık olarak kapalı açık sekansları ile sıralanırken boğaz ile görsel bağlantıyı kurmak ile ideal müzecilik standartları adına iç mekanı yalıtmak arasında mimarın durabileceği bir noktada cephe tasarımı oluşmuştur.

 

Mevcut Müzeye Eklemlenen Yeni Müze

Deniz Müzesinin kayıklar dışında, zengin bir resim ve obje koleksiyonu vardır. Bunlar bugün tescilli binada sergilenir. Tasarladığımız yeni bina, mevcut koleksiyonu ve sergileme düzeni korunacak olan mevcut binayla birlikte çalışacaktır. Yeni binaya girecek ziyaretçi, kadırgayla başladığı kronolojik kayıkhane turunu asma katta tamamladıktan sonra köprüyle tescilli binanın 1.katına geçecek ve daha sonra turunu başladığı noktada, yeni binanın giriş fuayesinde noktalayacaktır. Yeni binayı, mevcut binaya bağlarken dikkat ettiğimiz nokta, bu işi mevcut olanın kütle algısını bozmayacak şekilde yapmak oldu. Beşiktaş meydanı tarafında 1. kata bağlanan köprü, köşeden uzaklaşır ve taşıyıcılarını kendi altına alan bir körük gibi davranır. Cadde tarafında tur başlangıç ve bitiş noktalarını barındıran fuaye ise mevcut bina cephe hattından geri çekilip giriş meydanını oluştururken, binaya merdiven kovasının olduğu avlusundan  tek katta bağlanır. Böylece 2 bağlantı noktası da, dolaşımı tamamlama görevlerini yerine getirirken daha fazlasına yeltenmez ve tescilli binanın kütlesini öne sürerler.

 

Çok Programlı Müze

İstanbul Deniz Müzesi yeni binası 17.600 metrekare inşaat alanına sahip olacaktır. Bunun 9.000 metrekareye yakını sergileme ve dolaşım, 1000 metrekaresi askeri birimler, 1500 metrekaresi ofis alanıdır. 3500 metrekareye yakın depo ve teknik servis alanı vardır. Geri kalan tüm alanlar sosyal işlevlerle donatılmıştır. Kütüphane, çocuk eğitim salonu, sinevizyon odası, konferans salonu ve geçici sergileme alanları, kafeterya ve satış birimleri kent merkezindeki müzeye sergi ziyaretçisi dışında da insanları çekecektir. Bu dar parselde sergileme alanları, ofis alanları, sosyal alanlar ve askeri alanlar arasındaki ilişkiler ancak, olası tüm durumlara dair senaryoların titizlikle canlandırılmasıyla kurulabilmiştir.

 

Bir Tesisat Ağı Olarak Müze

İstanbul Deniz Müzesi, Boğaz öngörünümüne dahildir. Saçak kotu tescilli binayla, zemin kotuysa altından geçen Ihlamurdere tonozuyla sınırlandırılmıştır. İleriye dönük öngörülerle oluşturulan tesisat planlaması çok büyük hacimlere gereksinim doğurmuştur. Müzede yangın kontrolü, güvenlik, kullanıcı kimliği ve iklimlendirme açısından birbiriyle her zaman çakışmayan zonlar belirlenmiştir. Aynı işlem tescilli bina için de yapılmış, tüm tesisat merkezleri etaplama planı uyarınca yeni binanın kayıkhane kısmında toplanmıştır.

 

2010’a Doğru

İstanbul Deniz Müzesi inşaatı başladı. 2010 yılında müzenin ziyarete açılması planlanıyor. Projelendirme süreci boyunca işveren tarafından tasarım ofisiyle çalışmak için görevlendirilmiş bir sergileme danışmanı yoktu. Söz konusu olan sabit bir koleksiyon olduğundan, normalde çok sıkıntı çekeceğimiz bu yoksunluktan daha az etkilendik. Kayıkların diziliş kurgusu zaten yarışma önerisinde belirlenmiş ve kabul görmüştü.(4) Yeni binanın başka mekanlarında ve kayıkhanede sergilenecek diğer eserlerle ilgili kararları müze yöneticileriyle birlikte aldık. Bunun için uzun bir süre müzedeki objelerin envanteri üzerinde çalışıldı.

 

Deniz Müzesi’nin ziyaretçi sayısı birkaç sebepten olması gerekenden azdır. Uzman personel yokluğu ve ödenek yetersizliği, müzeyi canlı tutacak geçici sergilerin düzenlenmesini olanaksız kılmaktadır. Ayrıca kafeterya, kütüphane, çocuk eğitim odaları, konferans salonu gibi sosyal mekanların yokluğunda çeşitli yaşlardan ziyaretçileri çekecek aktiviteler gerçekleştirilememektedir. Müzenin ve koleksiyonların tanıtımı yapılmamaktadır. Müze toplumsal rolünü unutmuş, kabuğuna çekilmiştir: Askerlerin mesleki refleksleri gereği bugünkü Deniz Müzesi duvarlar arkasında, silahlı nöbetçiler tarafından korunan bir kaledir.

 

Devlet tarafından himaye edilmeyen, özerk bir kurum olması gereken “çağdaş müze” toplumun her bireyini müşterisi olarak görmelidir. Sabit bir koleksiyonu çeşitlendirmenin, onu farklı şekillerde, farklı yaş gruplarına sunmanın yollarını aramalı, bulmalı ve uygulamalıdır. Müzeler, ziyaretçiler olmadan donuklaşırlar.

 

Biz projelendirme sürecinde işverenin de desteğiyle özel güvenlik görevlilerinin çalışacağı bir geleceği kurguladık. Sergileme alanlarının olduğu açık avlu dışında hiçbir noktada müzeyi kentten duvarla ayırmadık. Sosyal alanların çeşitlendirilmesi konusuna önem verdik. Bundan sonrasında da yüz yıldır bu koleksiyonları korumayı ve sergilemeyi görev edinmiş Deniz Kuvvetleri’nin müzenin daha özerk, aktif ve halkla bütünleşik hale getirilmesi konusunda duyarlı olacağını düşünüyoruz.

 

Birçok obje, özellikle kadırga ve saltanat kayıkları müzenin 110 yıllık tarihi boyunca  taşınmalardan yorgun düşmüşlerdir. Kadırga yeni bina inşa edilirken arsadan uzaklaştırılamayacak denli yaşlıdır. Bu sebepten, yarışma şartnamesinde de hassasiyetle belirtildiği üzere mekansal kurgu ve inşaat etaplaması kadırganın asgari hareketini sağlayacak şekilde yapılmış ve 2 etap arasında kadırga ve diğer kayıkların doğru iklim şartlarında korunacağı bir geçici bina tasarlanmıştır. Umudumuz inşaat esnasında kadırganın katedeceği 750 metrenin onun ömründeki son hareketi olması ve İstanbul Deniz Müzesi’nin yeni kayıkhanesinde burnunu İstanbul Boğazı’na vermiş bir şekilde sonsuza dek ziyaretçilerini ağırlamasıdır.

 

 

Notlar:

 

1 Tarihi veya mevcut yapılarda kurulmuş veya buralara taşınmış olmaları şüphesiz ki müzelerin değerini azaltmaz. Ancak ülkemizde müzelerin tarihi mekanlarda kurulması neredeyse bir kural olagelmiş; hatta mekan objelerin, objeler de mekanın korunmasına vesile olarak müze dışa kapalı bir koruma alanına dönüşmüştür. Benim tespit edebildiğim “müze” olarak inşa edilmiş yeni binalar Sakıp Sabancı Müzesi Ek Galerisi, Santral İstanbul Çağdaş Sanatlar Müzesi ve Yeşilköy Havacılık Müzesi’dir.

 

2  İstanbul Boğazı kıyısındaki (Haliç’i ve Hisarları hariç tutmak kaydıyla) en eski yapı Amcazade Hüseyin Paşa Yalısıdır. Bunun yanında Boğaz’da gezinen göz, konut dışında fazla programa rastlamaz. Son 40 yılda Boğaz kıyısına inşa edilen yapılardan çoğu oteldir: Tarabya Oteli(1966), Swiss Otel(1988), Çırağan Otel Kempinski Ek Binası(1990), Four Seasons Otel Ek Binası(2008). Öte yandan Boğaz kıyısındaki askeri alanlarda ve kamu kurumlarının sahibi olduğu arsalarda halka kapalı birçok dinlenme tesisi ve personel evi bulunmaktadır, ki bu binaların çoğu da gerekli mekanizmaların kontrolünden geçmemiştir.

 

3 “Müzehane” ismiyle 1897’de açılan Deniz Müzesi, Kasımpaşa’da eski kadırga gözleri ile yol arasındaki Mayın Müfreze Komutanlığı binasındaydı. 1933 yılında mayın deposuna duyulan ihtiyaç neticesinde tüm objeler, kadırga gözlerindeki büyük kayıklar hariç Kasımpaşa’daki Nakkaşhane’ye taşındı. 1934’te “Deniz Müzesi” adını aldı. 1939’da savaşın başlamasıyla koleksiyonun Anadolu’ya aktarılması kararlaştırıldı. Çok değerli eşyalar Ankara’da Sarıkışla Binası’na, ikinci derece değerli olanlar Niğde’de bir bazilikaya, üçüncü derece değerli olanlar Seymen’deki Amerikan Okulu’na, arşiv defterleri Bozüyük’e nakledilmiş, toplar tersane içinde toprağa gömülmüş, saltanat kayıkları ve kadırga, tersanedeki gözlerine geri koyulmuşlardı. 1946 yılında savaş sona erince tüm koleksiyon Anadolu’dan geri getirildi ve bu kez Kasımpaşa’daki Divanhane binasına depolandı. 1948 tarihinde Dolmabahçe Cami, güney kısmındaki saray garajı, kayıkhanesi ve havuz “Deniz Müzesi”nin yeni mekanı olarak belirlendi. Tüm koleksiyon bu kez buraya taşındı. 1956 yılında Dolmabahçe Caddesi genişletilirken Saray garajı ve kayıkhanenin yıkılması gerektiğinden, buradaki kayık ve eşyalar Dolmabahçe Sarayı’nın kuzeyinde kalan eski Sahilsaray’ın Arabacılar Dairesine geçirildi. 1960 yılına dek, Deniz Müzesi koleksiyonları Dolmabahçe Cami ve Arabacılar Dairesi’nde teşhire açık kaldı. 1961 yılında Beşiktaş Vergi Dairesi’nin mülkiyeti Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na devredildi ve koleksiyonlar buraya taşındı.

 

4 Gezi kurgusu şöyledir: Ziyaretçi ilk olarak kendisi için hazırlanmış bir yaklaşımla en etkileyici kayığı, kadırgayı görecektir. Bu aynı zamanda tarihsel açıdan da en önemli eserdir. Halen sergilenmeye hazırlanma aşamasında kimyasallarda bekletilen 10 metrelik kütük kayığı saymazsak koleksiyondaki en eski kayıktır. Ondan sonra kayıkhane turunu atarken izleyici kayıkların boyları küçülürken takvimin de ilerlediğini görür. Turunu Atatürk’ün kullanmış olduğu sandalla bitirir.