TEGET http://www.teget.com Official Website of Istanbul Based Architectural Office Thu, 13 Dec 2018 08:40:47 +0000 en-US hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.9.9 Çaycuma Külliyesi http://www.teget.com/caycuma-kulliyesi/ Thu, 13 Dec 2018 08:40:47 +0000 http://www.teget.com/?p=3113

Çaycuma Külliyesi

Çaycuma Külliyesi is now online.

For more information please visit: Çaycuma Külliyesi

]]>
İş Bank Cadde http://www.teget.com/is-bank-cadde/ Fri, 07 Dec 2018 08:05:04 +0000 http://www.teget.com/?p=3081

İş Bank Cadde

İş Bank Cadde is now online.

For more information please visit: İş Bank Cadde

]]>
IU Cultural History and Archaeology Museum http://www.teget.com/iu-cultural-history-archaeology-museum/ Wed, 05 Dec 2018 10:20:35 +0000 http://www.teget.com/?p=3035

Istanbul University Cultural History and Archaeology Museum

Istanbul University Cultural History and Archaeology Museum is now online.

For more information please visit: IU Cultural History and Archaeology Museum

]]>
Sille’nin Rehabilitasyonu http://www.teget.com/sillenin-rehabilitasyonu/ Wed, 08 Aug 2018 14:00:06 +0000 http://www.teget.com/?p=2812

Yok olmaya yüz tutmuş Sille, bugün Konya şehir merkezinin 8 km kuzeybatısında bulunan 4000 nüfuslu bir mahalle. 19. Asırda, nüfusunun yarısı gayrimüslim olan ve 18.000 kişinin yaşadığı zengin bir kasabaydı. 1913 yılında yazlık evlerdeki şapellerle birlikte altmışa yakın kilise kayda geçmişti. 1923 sonrasında mübadeleyle beraber kasaba gayrimüslim nüfusunu kaybetti; çöküş dönemine girdi. Dokusu eriyip yok olarak, eskiden her iki yakasına yerleştiği etkileyici vadinin bugün tek tarafında kalmış bu tarihi yerleşimi tekrar canlandırmak için Selçuklu Belediyesi, 2000lerin başından beri çalışmalarını sürdürüyor. Sokak yenileme işleri; kilise, manastır, cami, çeşme ve hamamların restorasyonu ile geleneksel el sanatlarının desteklenmesi ve canlandırılması çalışmaları bu süre zarfında başlatıldı ve hala ilerliyor.

TEGET ise Sille’deki çalışmalarını 2014 yılından beri sürdürmekte.  

Sille’nin Rehabilitasyonu

Köyün Konya girişinde (güney) ve MS 327’ye tarihlenen Aya Eleni Kilisesi tarafında (kuzey) yer alan proje alanları, yerel yönetimin köye ilgisini desteklemek amacıyla bütüncül olarak ele alındı. Bu alanların gelişimi, Sille’nin dağılan dokusunu bir araya getirecek; otopark, konaklama, konut, ticaret gibi günümüz ihtiyaçlarını giderecek ve köyün iki ucunda çekim alanları yaratarak bugün vadi boyunda bir çizgiye sıkışmış turistik aktiviteyi dengeli bir şekilde orijinal köy sathına yayacak birer fırsat olarak düşünüldü.

Eski harita ve fotoğraflardan Sille’ye baktığımızda topografyaya uygun olarak yerleşmiş yoğun bir doku göze çarpıyor. Vadi tabanını halı gibi saran bu dokudan doğu yüzündeki bir kısım haricinde bugüne pek bir şey kalmamış.

Derenin iki tarafına yerleşmiş bu köy dokusu yıllar içinde çözülmüş, yoğunluğunu kaybetmiş ve iki yaka birbiriyle ilişkisini yitirmiş durumda. Köyün kuzeyinde, Aya Eleni Kilisesi yönündeki  proje alanıysa bu irtibatı tekrar kurmak için bir şans olarak görüldü. Bu amaçla köy tarihindeki yerleşim stratejisini referans alarak eğime uygun ve sokağı takip eden sıkı bir yapılaşma dokusu önerdik. Bu öneri günümüz ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde işlevlendi; eğimden faydalanarak ada içindeki avlunun altına otopark alanları, yol boyu ticari alanlar, konut ve kültürel tesisler yerleştirildi.

Alanın vadi tarafındaki U planlı han yapısı, bugün köyün ihtiyacını karşılamayan ilk ve ortaokula yeni bina olarak önerildi.

Sille’nin Konya girişinde yer alan diğer proje alanında ise belediyenin işleteceği bir misafirhane/butik otel ile toplantı salonu tasarlandı. Burada otel kütlesini, köydeki yapı birimlerinin planimetrik ölçüleri ve yükseklikleriyle uyum içerisinde, sokak izlerini takip eden parçalanmış birimler olarak ele aldık. Bu konaklama ve toplantı birimleri, yerel yönetimin Sille için yıllara yayılmış uğraşın bir işareti olarak köyün girişinde yer alıyor.

“Sille’nin Rehabilitasyonu: Meydan, Otel ve Sosyal Merkez” projesi hakkında daha fazla bilgi almak için: Sille Boutique Hotel

]]>
AR New into Old Winner : YKKS http://www.teget.com/ykksar-2/ Tue, 19 Dec 2017 09:10:17 +0000 http://www.teget.com/?p=2154

*This article was first published in Architectural Review December2017-January 2018 issue, written by George Kafka, Juan Du.

AR New into Old Winner : YKKS

Teget’s transformation of a bland bank building into the Yapı Kredi Culture Centre is an experimental cultural provocation

AR New into Old Winner: Teget’s transformation of a bland bank building into the Yapı Kredi Culture Centre is an experimental cultural provocation

On the European side of Istanbul, in what is roughly the geographic centre of the vast metropolis, is the neighbourhood of Beyoğlu. Like much of Istanbul, Beyoğlu’s histories are manifest in the medieval towers, Neoclassical embassies and Modernist synagogues that run from the banks of the Golden Horn waterway up to the hilltop spine of İstiklal Avenue. Stretching virtually straight for two kilometres across the top of the hill, İstiklal is remarkable in a city of jumbled alleyways. With its 19th-century streetscape, it’s a boulevard that wouldn’t look out of place in Vienna or Paris. Indeed, the influence of French architects and engineers is hard to miss on the street once known as the Grande Rue de Péra. Between Gezi Park, designed by Henri Prost for Atatürk in 1943 at one end, and the Tünel, a 19th-century funicular railway designed by Eugène-Henri Gavand at the other, the İstiklal Avenue is lined with skinny, four-storey buildings with single facades.

Photographs of İstiklal from the 19th century show it busy with foot traffic and trams, and stores bearing the names of Greeks, Jews, Armenians and, of course, Turks. Halfway along the street it refracts around Galatasaray Square. On one side of the square is a French high school with dramatic iron gates, through which an illustrious array of alumni have passed, including former Turkish Presidents and Yitzhak Ben-Zvi, second President of Israel. On the other side, with one facade facing onto İstiklal, the other onto the square, is the Yapı Kredi Kültür Sanat (YKKS, Yapı Kredi Culture Centre), which reopened its doors to the public last month after a seven-year refurbishment period overseen by architects Teget.

In what might be described as İstiklal’s – indeed the neighbourhood’s – heyday in the early- to mid-20th century, the plot was occupied by Neoclassical apartments and commercial units typical of the streetscape. In the 1950s, however, this pattern was interrupted. The apartments were demolished and replaced with a Rationalist office building for the headquarters of Yapı Kredi, the fourth largest public bank in Turkey and a major patron of visual arts and literature. For over half a century its headquarters housed both its commercial offices and cultural facilities: gallery spaces, a library and the offices of Yapı Kredi Publications, one of the largest publishers in the country, printing contemporary fiction, Turkish classics and translations including the first Turkish print of Harry Potter.

Designed by the German architect Paul Schmitthenner, the building was structured with a rectilinear concrete frame and featured a gridded travertine facade and open portico at street level. Minor adjustments since its construction – an extra floor following new building codes here, the closure of the portico for a bank branch there – did little to change the fact that this was a fairly unremarkable building both for its time and context by an architect with Nazi associations and ‘almost fascist’ design principles, as described by Mehmet Kütükçüoğlu, principal and co-founder of Teget.

Acknowledging the relative blandness of Schmitthenner’s original building is fundamental to understanding the recent renovation and conversion work by Teget on the YKKS building. This is renovation of cultural architecture in the vein of OMA’s Garage Museum of Contemporary Art in Moscow, as opposed to John Pawson’s Design Museum in London. The original features of Schmitthenner’s building that remain today are not preserved out of any particular architectural respect, cultural nostalgia or in accordance with heritage requirements. Instead Teget opted for renovation over demolition as both an experiment in architectural practice and a cultural provocation. As Kütükçüoğlu explains, the lack of heritage protection for the building presented a rare opportunity to work with historic materials in an entirely new way: ‘This created a chance to show architects that you could preserve, and at the same time drastically transform something’.

Yet perhaps more compelling for Kütükçüoğlu and the Teget team was an opportunity to challenge a prevailing building culture in Istanbul that currently favours populist statements of shiny novelty or repolished imperialism (the nearby Demirören shopping mall is in fact an amalgamation of both – a Hadid-esque interior behind an entirely reconstructed Neoclassical facade). Against recommendations to demolish Schmitthenner’s building by both the city mayor and heritage council, Teget decided to work with the Rationalist structure. As Kütükçüoğlu explains, ‘We used this as a provocation to the common practice in the city, where things are being built from scratch over and over again. The new administration is not tolerant to what is old, unless it’s a hundred years old or more, so you almost lose your childhood every time the city changes skin every twenty, thirty years.’

The resulting palimpsest combines Rationalist Modernism and civic spirit with high culture and photogenic flourishes. The street-facing facade of Schmitthenner’s building has been retained in its entirety with its street-level portico re-opened to the public. Avoiding the client’s proposal for another bank branch, a large, busy bookshop selling exclusively Yapı Kredi publications greets visitors approaching from the south. Approaching from the north, however, is the showstopper. A six-storey curtain wall made from ‘ultra-transparent’ glass is visible from along İstiklal Avenue and opens the building onto Galatasaray Square, where before it was closed and uncommunicative. The screen reveals an atrium with travertine half-turn staircases that lead visitors up from the portico to the galleries and loca (Turkish for lodge, a double-height function room intended for talks, concerts, screenings etc). Halfway up the atrium sits Akdeniz by Ilhan Koman, one of Turkey’s most famous sculptures, whose open arms draw in visitors from Galatasaray Square and provide optimum selfie-fodder. Akdeniz and the open facade effectively extend YKKS into the surrounding public space. This fluid connection between interior and exterior is emphasised throughout the project. Visual connections to the street and wider city punctuate the bookshop, galleries and loca as well as the offices and library on the upper floors, accessible from a separate entrance beneath the İstiklal-facing facade.

Where the previous structure assembled cultural and banking facilities in a jumble across different floors and volumes, Teget’s reconstruction is highly legible, separating the building’s functions into three clear volumes progressing back from Galatasaray Square: atrium; a central, publicly accessible core; and service and administration departments on the upper floors. There is a clear separation between the public-facing elements – the bookshop and galleries – and the administrative and service departments, facilitating a spatial clarity that is impressive, considering the relatively compact nature of the plot and the density of functions it contains. This clarity is reinforced by a newly commissioned graphic interface consistent across both public- and private-facing sections. Newly designed furniture also populates the building from the publishers’ editorial offices to the children’s section of the bookshop – black steel bookshelves, softly lit to expose the covers of the Yapı Kredi collection are particularly impressive.

The architects and YKKS team hope the reopened complex will have an impact beyond its travertine walls; that it might ignite a revival for the Beyoğlu neighbourhood which has suffered a decline over the last decade or so. ‘A rose in the mud’ is how building manager Targan describes his new office. Once a hub for nightlife, cinemas, bookshops and bars, the crackdown on civic life after the nearby Gezi Park protests has diluted İstiklal. Restaurants have been forced to bring their street-side tables inside and it is now mainly populated by tourists and stores to suit them – Nikes and Zaras between tourist knick-knacks. Kütükçüoğlu hopes the reopened YKKS building could turn this around: ‘When we built this thing here, that stirred something up in people. There’s something nice introduced here. We hope after this one the others will come and then maybe we will start another wave for this street.’

Indeed, a modest yet steady flow of curious visitors populates YKKS a month after its reopening; young Turks stop for photo opportunities in the atrium and an older group take in a documentary on the Queen’s visit to Istanbul in 1971 in the loca. One gallery visitor explains that he had stopped coming to the area because of the protests and heavy building work, but had heard about the new YKKS and so stopped by with friends.

Currently the building itself seems to be attracting more attention than the centre’s cultural programme. As the centre’s events coordinator Ahsen Erdoğan points out, ‘It is not enough only to open an art gallery or museum any more. The architecture of a place should be enticing. People will come to see the place because they are interested not only in the exhibitions but also in its architecture’. Certainly a mark of due respect for Teget, but perhaps a little worrying for their hopes to reinvigorate the neighbourhood in the long term. The opening exhibition is a somewhat disjointed tour through the Yapı Kredi collection of visual art – a stronger offering will certainly be required to keep these intrigued crowds coming back.

Nonetheless, for now the building is a hit. Its generous portico, promenade architecturale and open facade complement the civic centre of gravity of the square and its surrounds. Perhaps more importantly, Teget’s Rationalist renovation and reinterpretation at YKKS are productive, even radical acts in a political and cultural context that is overly nostalgic and increasingly devoid of reason.

Yapı Kredi Culture Centre 

Architect: Teget

Lead architects: Mehmet Kütükçüoğlu, Ertuğ Uçar

Project team: Onur Akın, Tuberk Altuntaş, Hande Ciğerli, Alev Dağlı, Gökçen Erkılıç, Avşar Karababa, Müge Kuzubaşıoğlu, Serhat Özkan, Pınar Sönmez, Nazlı Tümerdem, Mert Üçer, Mert Velipaşaoğlu, Yiğit Yalgın, Emrah Yergin

Structural engineer: AR-ÇE Engineering

Photographs: All photographs by Ekin Özbiçer

]]>
YKKS is the winner of the AR New into Old awards! http://www.teget.com/ykksar-winner/ Fri, 15 Dec 2017 12:09:38 +0000 http://www.teget.com/?p=2149

*Fotoğraf : Ekin Özbiçer

YKKS is the winner of the AR New into Old awards!

 “Teget’s Rationalist renovation and reinterpretation at YKKS are productive, even radical acts in a political and cultural context that is overly nostalgic and increasingly devoid of reason” 

We are happy to announce that YKKS is the winner of AR New into Old awards!
The building will also be on the latest cover of the publication.
Find more on The Architectural Review’s website.

[TR]

AR New into Old ödülü sahibinin YKKS olduğunu bildirmekten mutluluk duyarız!
Yapı aynı zamanda derginin son sayısının kapağında yer alacak.
The Architectural Review internet sitesinden detaylara ulaşabilirsiniz.

]]>
Akdeniz’in Hikayesi http://www.teget.com/akdenizinhikayesi/ Thu, 14 Dec 2017 14:41:49 +0000 http://www.teget.com/?p=2122

İlhan Koman’ı aradığımızda karşımıza çıkacak belki de ilk fotoğraf bu ve aklımıza ilk gelen, figürün Koman olduğudur; fotoğraftaki kişinin Şadi Çalık olması kuvvetle muhtemeldir. Şadi Çalık’ın o dönem asistanı olarak çalışan Ferit Özşen, ikilinin fırsat buldukça atölyelerini ziyaret ettiğini anlatır. Anı: Ferit Özşen Fotoğraf: Kaynak bilinmiyor.

*Aşağıdaki yazı, YapıKredi Yayınları’ndan çıkan Sanat Dünyamız Dergisi 161. Sayısında yayınlanmıştır.

Akdeniz’in Hikayesi

Akdeniz heykelinin bir büyüsü var. Ona bir kez bakmak yetmiyor. Akdeniz’i kanıksayamıyorsunuz. Yadsıyamıyorsunuz. Yanında, biraz uzakta, ondan daha yüksekte, aşağıda veya arkasındayken hep size kendisini gösterecek farklı bir yönü oluyor. Bazen iyice hafifliyor. Kimi zaman ağırlaşıyor, kanatlarını toplayıp iyice yerine oturuyor.

Bu yazıda, heykeli oluşturan yaprakların akışkanlığından, somunların aralara nasıl bir formülle yerleştiğinden, heykelin ilk bakışta fark edilmeyen asimetrisinden bahsetmeyeceğiz; amacımız Akdeniz’i övmek değil…

Akdeniz, Zincirlikuyu’daki ilk yerine 1980’de kuruluyor. Tam tarihine ulaşamadık. Öykü, bundan seneler önce yetmişlerin ilk yıllarında, o zamanlar Halk Sigorta’yı yöneten, sanata meraklı, İstanbul galerilerini bilen, sanatçıları tanıyan Ali Neyzi2 ile başlıyor. Ancak bir yandan da heykelin yaratıcısının zihninde, Halk Sigorta adına ısmarlandıktan sonra belirip bir tasarı haline geldiği de meçhul. Neyzi Stockholm’de Koman’ı ziyaret edip, şirketin yöneticisi olarak ilk ağızdan böyle bir eser için onunla konuştuğunda Akdeniz, belki de Hulda’nın ambarında bir kolide uyuyordu. Neyzi, Koman’la tanışmasını şöyle aktarıyor:

“Nitekim o günkü ziyaretimiz daha çok Türkiye’de tanıdığım ve onun (Koman’ın) da eski dostu olan ressam ve diğer sanatkarların hal ve durumları, benim onlar ile tanışıklığımın tartıya vurulması ile geçti. Ayrılmadan önce, beraberimde getirdiğim ve İstanbul’da inşaatı başlamış olan binanın projesini, öndeki bahçe ve çevreyi gösteren birkaç fotoğrafı kendisine teslim ettim. Bize yakışacak bir yontu için bir maket yapıp yollamasını ve bunun için ne ödemem gerekeceğini bildirmesini istedim. Maket yönetim kurulunun onayından geçerse, o zaman maliyet ve zaman sorununa sıra geleceğini söyledim. En azından işi ciddiye aldığımı sezinlemişti. Yine de hemen evet demedi. ‘Bir düşüneyim. Yıllar önce bir İsveç sigorta şirketi için bir hazırlık yapmıştım ama o proje gerçekleşmedi. Biliyorsun ben hareketli şeyler severim. Maket teklifin iyi. Umarım bir şeyler çıkarırım.’ dedi.”3

Neyzi’nin aktardıklarından anladığımız; aslında İlhan Koman’ın aklında ve elinde başka bir kuruma sunduğu ancak gerçekleşmeyen bir niyet var. Sanatçı kafasında taslak halinde, farklı aşamalara gelmiş birçok fikri gezdirir. Koman’ın dediklerine bakılırsa Akdeniz’in fikri geliştirilmiş, kağıda, kartona dökülmüş, bir kuruma sunulmuş, ancak gerçekleşememiş. Bunu destekleyen bir ipucundan da ilk eşi, Melda Kaptana4 anılarında bahsediyor:

“İlhan, (Akdeniz)heykeli(ni), İsveç’te bir sigorta şirketinin açtığı yarışma için hazırlamış, Ahmet(Koman) de o maketi babasının elinden almayı başararak İstanbul’a getirmişti. Ahmet’in getirdiği model çok beğenildi.”5

Koman ve Kaptana’nın anlattıklarından yola çıkarak, Akdeniz tasarısının altmışlarda Koman’ın zihninde oluşmaya başladığını söyleyebiliriz. İsveç’li bir şirket için önerdiğine göre belki de ilk düşündüğünde ismi Akdeniz bile değildi. Bilemiyoruz. Ancak Akdeniz isminin, dalgalanan beyaz yapraklarıyla bu heykele yakıştığında herhalde her gören hemfikirdir. Koman da bunu Ersin Alok’un aktardığına göre şöyle anlatmaktaydı:

“Bu tasarıyı oluşturan yüz yirm, parçanın her biri bu iç denizi çevreleyen farklı yaşayışlarda, başka dilleri konuşan, başka Tanrı’lara inanan insan topluluklarını simgeliyor. Bir armoni içinde hepsi bir araya geldiklerinde de Akdeniz’i oluşturuyorlar.”6

Sanatçı, özellikle de Koman gibi özgür kişilikler kendi bildikleri yolda ilerler. Aradığı, onun arzularını gerçekleştirecek destektir olsa olsa. Koman bu heykeli gerçekleştirmek istemişti. İsveç’te, Türkiye’de ya da başka yerde. Akdeniz, Baltık yahut başka bir isimle. Fark etmez. Muhtemelen Ali Neyzi ile tanıştığında da tarttığı, onun da dediği gibi İstanbul sanat çevreleriyle tanışıklığından çok, bu tasarıyı gerçekleştirecek irade ve isteğin Neyzi’de olup olmadığıydı. Koman, ta İstanbul’lardan kalkıp gelen, sonra da bir saatlik tren yolculuğuyla Hulda’yı bakıma aldığı güneydeki ücra liman köyüne ulaşan bu adama inanmış olmalı ki, Akdeniz’i uykusundan uyandırıyor ve maketin içinde olduğu koliyi İstanbul’a, Ali Neyzi’ye götürmesi için oğluna veriyor.

“Yaklaşık 90×90 santimlik bir koliydi” diyor Ersin Alok. “Açtım, içinden bir kadın çıktı. Ortaya koydum, döndüm dolaştım etrafında. Sonra fotoğraflarını çektim.”7

Akdeniz Halk Sigorta’nın önünde. Dolmuştan Zincirlikuyu’da inmek isteyenler, hayalette inecek var, demişler bir süre. Torununa, yalan söylersen böyle donup kalırsın, diye öğüt vermiş bir büyük anne. Akdeniz, her bellekte yer etmiş. Fotoğraf: Ferda Çağlayan

Akdeniz’in bugün nerede olduğu bilinmeyen kağıttan maketini İstanbul’da ilk gören Ali Neyzi ise ikincisi de fotoğrafçı Ersin Alok.8 Yönetim kurulundan onay alabilmek için maket ve fotoğraflarından oluşan bir sergi hazırlıyorlar toplantı odasına. İlk toplantıda onay çıkıyor. Herkes beğenisini dile getiriyor. Bütçe konusunu da Neyzi şöyle aşıyor:

“… Ardından işin masrafı gündeme geldi. Cumhuriyet’in kurulduğu günlerde Ankara’da yeni yapılacak resmi binalara, bina maliyetinin %2,5’u oranında bezeme yapılması için bir kararname çıkartılmış olduğunu hatırlattım ve yaptıracağımız bina maliyetinin bu oranı aşmayacak bir miktarı ölçüsünde yontucu ile anlaşma yapmak üzere yetki aldım.”9

“Yandan baktığınız zaman heykele, suratlar bir erkek bir kadın olarak değer kazanır. Yukarıdan ışığı verince, o aralara ışık girince çok daha güzel görünüyordu. (…) İlhan buraya (Türkiye’ye) gelince, benim fotoğrafları da gördü Halk Sigorta’da. (…) Sonra çat kapı İlhan Koman geldi, buradan (Alok’un atölyesi) içeri girdi. Bence bu heykelin ana lafı da budur; ‘Ben heykellerime mutlaka gizemli bir şey koyarım. Sen fotoğraf çekerken bu gizemi açığa çıkarmışsın, seni öpmeye geldim.’ dedi. Fotoğraf ve anı: Ersin Alok

Bu noktaya dek her şey yolunda. İlhan Koman, zihnini meşgul edegelmiş, gerçekleştirmeyi arzuladığı bir tasarısını hayata geçirme yolunda ilk adımı tamamlıyor. Ali Neyzi ve yönettiği kurumun diğer yetkilileri de tasarıdan memnun. Ancak işin gerçekleştirilme aşaması ciddi zorluklarla başlıyor. İlhan Koman Akdeniz’i Stockholm’de bildiği şartlarda, her aşamasına refakat ederek üretmek ve İstanbul’a nakletmek istiyor. Yetmişlerin Türkiye’si dünyaya kapalı. Böyle bir şeyi hayal etmek bile imkansız. Bakanlar Kurulu kararı gerektiren bir operasyon. Stockholm fikrinden vazgeçirilen Koman’ın ikna olacağı beceride demirci ustaları, o kalitede sac ve bu işi kotaracak atölyeyi İstanbul’da bulmak hiç de kolay olmuyor. İşin bir kısmı Denizcilik İşletmeleri, bir kısmı STFA atölyelerinde tamamlanıyor. Paslanmaz somunlar İsveç’te temin ediliyor; aylarca gümrükte bekledikten sonra yurda sokuluyor. Paslanmaz boya ülkede yok. Armatör Sadıkoğlu ailesi devreye giriyor. Koman’ın boya sipariş listesi yine aylar sonra gemi için alınan boyaların arasına sokulup İstanbul’a getiriliyor. Bu sorunların hepsinin çözümünü Ali Neyzi kurumsal ve kişisel ilişkilerini sonuna dek kullanarak sağlıyor. 1980’de heykel yerine kurulana dek en ince detayına dek sürecin başında oluyor. Son yıllarda şirketiyle arası kötüleşiyor. Akdeniz’in başına bir şey gelir endişesiyle o yerine yerleşmeden ayrılmıyor. İş tamamlanınca istifa ediyor.

Koman’ın oğluyla yolladığı kağıttan maket ile nihai heykel arasında karton, strafor ve metalden birçok ara model farklı atölyelerde üretiliyor. Ersin Alok bu süreçlerde Akdeniz’in fotoğraflarını çekiyor. Koman’ın İsveç’ten yolladığı karton patronlar kurulurken, strafordan bir ara model yapılırken ve nihayet demir parçalar kesilirken Koman’ı seyrediyor:

“İlhan Koman heykeli severdi”, diyor Alok. “Yani okşardı, onun etrafında dolaşır, eliyle parçaların birbirine geçişini kontrol eder, elini rahatsız eden bir çapak, bir çıkıntı olunca törpüyü eline alır, düzeltmeye koyulurdu. Bir gün karşısına geçip ustalardan bazı yaprakları aradan çıkartmalarını istedi. Çok geniş bulmuştu heykeli. İşte o gün Akdeniz yüz yirmi yapraktan yüz on ikiye indi; bugünkü haline geldi.”10

Hemen bir sene sonra Akdeniz heykeliyle İlhan Koman, Sedat Simavi Görsel Sanatlar Ödülü’nü alıyor.11 Ali Neyzi davetli listesinde yok. İlhan Koman geliyor. Neyzi tedirgin. Çünkü Akdeniz, Koman’ın sipariş listesindeki boyalarla renklendirilememiş. Gemiden sadece beyaz boya çıkmış ve açılışa yetiştirilmesi için Neyzi tüm sorumluluğu üzerine alarak, beyaza boyansın, demiş. Koman’ın sipariş listesiyse, beyazdan laciverte farklı mavi tonlarında. Kanatlara doğru koyudan beyaza açılan bir yelpaze. Ödül töreni Akdeniz’in bembeyaz kanatları altında tamamlanıyor. Ancak Koman ne o gün ne daha sonra, Neyzi’ye ya da başka birine bu renk konusunu açmıyor. Bunu ustanın Akdeniz’i beyaz haliyle de beğendiğine yormak mümkün. Düşünecek olursak bu tasarının yaratıcısının zihninden çıkıp Zincilikuyu’daki yerine konması en iyi ihtimalle on, belki de on beş sene almış gibi görünüyor. Koman’ın, Ali Neyzi’nin bu zorlu süreçte Akdeniz’i gerçekleştirmek için sarf ettiği enerjiden de etkilendiği söylenebilir.

Bu arada, Koman, Sedat Simavi Ödül Töreni’ndeki konuşmasında Akdeniz’i şöyle anlatıyor:

“İnsanın kucaklaşması, sevgisi anlatılırken Akdeniz aklıma geldi. Akdeniz büyüktü, bizden bir denizdi. Kucak açmayı bu adla anlatmak istedim. Sevgiyi ve kucaklaşmayı anlatırken bir kadının bütünlüğünden yararlanmak istedim.”

İlhan Koman’ın ölümünden on dört yıl sonra Kültür Bakanlığı 2000 yılındaki Hannofer Expo Türk Pavyonu’nda Akdeniz’i sergilemek istiyor. Heykelin birebir kopyası Koman’ın Kare Metal’de ortağı ve arkadaşı Şadi Çalık’ın o zamanki asistanı Ferit Özşen tarafından yapılıyor.12 Özşen, Hannofer’e montaj için gittiğinde heykelin yoğun ilgi gördüğünden bahsediyor. Hatta heykeli satın almak isteyenler oluyor. Akdeniz’in kopyası Hannofer’den geri gelmiyor. Koskoca heykel kayboluyor.13

O günden sonra Akdeniz’e sadece Ferit Özşen dokunuyor. 2005’te Galatasaray’daki Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde düzenlenen İlhan Koman retrospektifi için yine onun kapısı çalınıyor. Özşen ve ekibi Akdeniz’i 2005 ilkbaharında bir gece Zincirlikuyu’dan söküp Galatasaray meydanına kuruyor. Sergi bitiminde, bu kez bir yaz gecesi Akdeniz’i sökmeye gittiklerindeyse insanlar “Akdeniz’i vermeyiz, buradan bir yere gidemez” diyerek heykelin etrafında daire oluyorlar.14 2005 yılının baharında Zincirlikuyu’daki ilk mekanından sökülen Akdeniz aynı yılın yazında, 2017’ye dek kalacağı, 4. Levent’teki yerine götürülüyor. Ferit Özşen heykeli bir kez de 2014’te İsrail protestoları sırasında gördüğü zararı tamir için ziyaret ediyor.

Özşen, Yapı Kredi Kültür Sanat’ın Galatasaray’daki yeni binasına taşınmadan önce Nisan 2017’de Akdeniz’i 4. Levent’teki yerinden sökerek İkitelli’deki atölyesine götürüyor.

“Heykeli parçalarına ayırıp kumladım. Altındaki çürümüş kısımları pastan arındırıp düzelttim. Orijinal tabanının altına planı doğrultusunda 8 mm sactan flanş kaynattım. Flanşın bir kopyası da, binada heykel için güçlendirilmiş platformun altına kaynatıldı. Boyası yenilendi. Modüller arası somun ve cıvatalar söküldü. Heykel binadaki hareket olanakları ve vinç kapasitesine göre hesaplanarak on iki parçaya ayrıldı. Hamalların taşıdığı parçalar üçüncü kata kurulan küçük bir vinç vasıtasıyla yerine kaldırılıp kaynatıldı. Bu operasyon sırasında kaybolup yenilenen bir adet somun hariç tüm parçaları orijinaldir.”15

Bugün İlhan Koman’ın Akdeniz heykeli Türkiye’nin en çok bilinen, sevilen sanat eserlerinden biri. Önemli bir özelliği, bir anıt olmaması. Yani bize bir olayı, bir kişiyi, bir tarihi hatırlatmak için yapılmamış. Belki de bu yüzden Robert Musil’in Anıtlar adlı zihin açıcı denemesinde yazdığı diğer anıtlar gibi unutulmuyor, dikkatten kaçmıyor, etki yaratma gücünü yitirmiyor.16

Akdeniz bugün, Yapı Kredi Kültür Sanat binasının üçüncü katından Galatasaray Meydanı’na, İstiklal Caddesi’ne ve İstanbul’a bakıyor. Bu yerleştirmenin bir yorum olduğu unutulmamalıdır. Nihai bir yer iddiası doğru olmaz. Bir gün başka bir yorum gelir, Akdeniz başka bir yere yerleşir. Akdeniz’in öyküsüne bakınca zaten şu anlaşılıyor. Hayat sürprizlerle dolu. Akdeniz bugün bir İsveç sigorta şirketinin bahçesinde, bir akçaağacın altında duruyor, yaprakları arasından soğuk Baltık rüzgarı geçiyor olabilirdi. Beyazdan başka renk yakıştıramadığımız dalgalı bedeni mavinin tonlarına boyalı olabilirdi. Ama en kötüsü yaratıcısının küllerinin kaybolduğu denizlerde, Hulda’nın ambarında bir kolide hiç gerçekleşmemiş sayısız güzel tasarıdan biri olarak sonsuz uykusunda olabilirdi.

Ertuğ Uçar
Nur Gayretli

  1. Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezi 2013’te kapandı. 2017 sonbaharında açılan, yenilenen binasının tasarımcıları, Teğet Mimarlık’ın ortakları Mehmet Kütükçüoğlu ve Ertuğ Uçar’dır.
  2. Ali H. Neyzi (1927-2005), Robert Koleji Erkek Lisesi’nin Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. 1950 yılında başladığı sigortacılık sektörünün Türkiye’deki gelişiminde önemli rol oynadı. 1955 yılında aldığı bursla Harvard Üniversitesi İşletme Bölümü’nde eğitim gördü. Sigorta Enstitüsü ve Robert Koleji’nde öğretmenlik de yapan Neyzi’nin çeviri, deneme ve romanları vardır.
  3. Neyzi, A.H. (2005) Lara Feneri II-Çakıp Sönen Anılar. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür
  4. Melda Kaptana (1927-…), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Filolojisi’nde okudu. 1949’da gittiği Paris’te tanıştığı İlhan Koman ile 1951’de evlendi. Eşinden ayrıldıktan sonra New York’a gitti. Uzun yıllar sanat galerisi yöneticiliği yaptı. 70ler İstanbul’nun sanat hayatına yön veren önemli figürlerden biridir; Melda Kaptana Sanat Galerisi, karma sergiler aracılığıyla bireysel tarzların ön planda olduğu pek çok sanat eserini sanatseverlere sunmuştur. Ben Bizans Bahçesi’nde Büyüdüm (2003) isimli bir kitabı vardır.
  5. Haydaroğlu, M., Torre, F. (Ed.) (2005). İlhan Koman Retrospektif / Retrospective.
    İstanbul: YKY
  6. Ersin Alok’la stüdyosunda kişisel görüşme, Eylül 2017
  7. a.g.e., Alok, Eylül 2017
  8. Ersin Alok (1937-…), fotoğraf sanatçısı. Sanat kariyerine ressam olarak başladı, 1967’de profesyonel olarak fotoğrafa başladı. Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Enstitüsü’nün kuruluşunu yaptı. Yayınlanmış yirmi bir kitabı bulunan Alok, belgesel üzerine de çalışmaktadır. Paris, Roma, Brüksel, Sofya, Varşova ve Amerika’dan birincilik ödülleri, yüzlerce sergi ve konuşması vardır.
  9. a.g.e., Neyzi, A.H., 2005
  10. a.g.e., Alok, Eylül 2017
  11. Görsel Sanatlar Ödülünü o sene, Paris’te yaşayan sanatçı Yüksel Arslan ile paylaşıyor.
  12. Ferit Özşen (1943-…), Heykeltıraş Prof.. İDGSA Hüseyin Gezer Atölyesi ve Avusturya bursu ile Viyana’da Fritz Wotruba Atölyesi’nde çalıştı. Mezun olduğu 1971 yılında Şadi Çalık’ın asistanı olarak çalıştı; İlhan Koman ile ilk karşılaşması bu vesileyle oldu. 1975 yılına dek Heykeltıraşlar Derneği Başkanı olarak görev aldı. Türkiye ve Japonya’da sergileri açılan heykeltıraşın ulusal birincilik ödülleri, Türkiye ile Belçika’daki çeşitli müzelerde eserleri ve Türkiye, Japonya, Suudi Arabistan, Venezuella’da heykel anıt ve rölyefleri bulunmaktadır.
  13. Ferit Özşen ile kişisel görüşme, Ekim 2017
  14. a.g.e., Özşen, Ekim 2017
  15. a.g.e., Özşen, Ekim 2017
  16. Musil, R. (2009) Yaşarken Açılan Miras. İstanbul: YKY
]]>
YKKS is shortlisted for Architectural Review’s New into Old Awards ! http://www.teget.com/ykksar/ Tue, 05 Dec 2017 15:06:13 +0000 http://www.teget.com/?p=2112

*Fotoğraf : Ekin Özbiçer

YKKS shortlisted for Architectural Review’s New into Old Awards !

Along with 15 other international projects, YKKS has been shortlisted for The Architectural Review‘s New into Old Awards. And it will be featured into the December/January issue.

For more information : https://www.architectural-review.com/

//

YKKS, on beş uluslarası finalist ile birlikte, AR New into Old Ödülleri için seçilen projelerinden biri oldu. Ödüller, The Architectural Review ‘un Aralık/Ocak sayısında yayınlanacak.

Daha fazla bilgi için : https://www.architectural-review.com/

]]>
Meydanla Diyalog http://www.teget.com/meydanladiyalog/ Tue, 03 Oct 2017 07:03:04 +0000 http://www.teget.com/?p=1990

*Aşağıdaki yazı, YapıKredi Yayınları’ndan çıkan Sanat Dünyamız Dergisi 160. Sayısında yayınlanmıştır.

Meydanla Diyalog

Beyoğlu, ve omurgası İstiklal Caddesi bir süredir kan kaybediyor. Caddenin ve ona açılan arka sokakların kültür sanat damarını besleyen kurumlar, kitabevleri, sinemalar farklı sebeplerle taşınıyor, kapanıyor. İstiklal Caddesi neredeyse tek tip bir kurumsal ticari faaliyetin arenası haline gelmiş durumda.

Öte yandan, 20.yüzyıl başından günümüze direnerek kalabilmiş bu bölge, “kent parçası” diyebileceğimiz büyüklükte kozmopolit bir doku olarak Türkiye’de tek. Bugünkü değişimi geçmişteki çöküş-yükseliş dizilerini akılda tutarak okuyunca iyi yapıların dokuduğu bu kentsel mekanın, yeniden içerik üretebilme potansiyelini koruduğunu söyleyebiliriz.

İstiklal Caddesi’ne dizili dükkanların sıkça değişen tabelalarının yanında köklü kurumlar bu bölgeye olan ilgilerini hiçbir zaman kaybetmediler. Yapı Kredi Bankası’nın desteğiyle  90’lı yıllardan beri faaliyetini sürdüren Yapı Kredi Kültür Sanat da bunlardan biri.

Galatasaray Meydanı’na bakan yapısında 1992’de hizmet vermeye başlayan YKKS, kısa sürede şehrin en etkili ve enerjik kültür noktalarından biri haline gelmişti. Üç kata yayılan salonlarında çok önemli sergi ve etkinliklere sahne olan merkez, 2014 yılı sonunda yenilenmek üzere kapandı; iki senelik bir inşaat süreci sonunda şimdi tekrar eski yerinde.

2011 yılında bizden, iki parsele yayılan bu kütlenin alt katlarındaki kültür sanat işlevlerini, köşedeki parselin  tamamına dağıtarak tekrar tasarlamamız istendiğinde aklımıza düşen imajlardan biri mevcut yapının pencerelerle delinmiş ikonik ve şehrin hafızasında yer etmiş cephe düzeniydi. Alman mimar Paul Schmitthener’ın 1958 tasarımı yapısı ritmik pencereleri, portikosu ve köşeyi dönen traverten kütlesiyle tipik bir modern mimarlık örneğiydi.

İstiklal Caddesi, uzunluğu iki kilometreyi bulan, yer yer eni on beş metreye dek daralan bir kanyon. Onu eşsiz yapan da bu ölçüler. İçindeki binlerce insanın devinimiyle birlikte burada dolaşmak özgün bir mekan deneyimi haline geliyor. Caddeyi çeviren yapılarsa tek boyutlu. Dar cephelerine karşılık, arka sokaklara uzanan derinliklere sahipler. Bu yüzden de cadde ve yapıların zemin seviyeleri şehrin en zengin kamusal alanı olarak yoğun bir harekete ev sahipliği ederken, yukarı katlara çıktıkça caddeyle ilişki kopuyor, yapılar tenhalaşıyor.

YKKS Binasını caddedeki diğer yapılardan ayıran en önemli özelliğe bu noktada geliyoruz işte. Tünel ve Taksim Meydanları arasında kıvrılarak uzanan İstiklal Caddesinin dar kesiti, bu yapının önüne gelince açılıyor; YKKS Binası daha Taksim’den Çiçek Pasajı’na doğru yaklaşırken farkediliyor. Tüm kütlesiyle bir meydan binası bu. Meydan ve bina arasında bir diyalog gerçekleşiyor.  Meydan binayı, bina meydanı kuruyor. Schmitthener’in yapısı caddenin karakterini oluşturan 18 ve 19.yüzyıl yapılarının bezemeli cephe karakterlerinin tersine sert cephe düzeni ve güçlü kütlesiyle Galatasaray Meydanı köşesini tutuyordu. Ancak meydanla diyaloğu yoktu.

Tasarladığımız YKKS, yeni bir bina olmakla beraber önceki binanın bir nevi dönüşümü; ondan izler taşıyor. Öncelikle kütlesi ve belirli kısımlarda cephe düzeni.  Dolayısıyla bugünkü tasarım geçmişten kopuk değil, binayı yeniden ele alıp meydana açarken orjinal yapının hatırasına hürmet gösteriyor.

Bu yenilemenin ana fikri şöyle özetlenebilir: Kamuya açık bir kültür sanat merkezini, fiziksel olarak da etrafındaki kentsel dokuya eklemek; dolayısıyla kentsel dokuyu da merkezin iç mekanına katmak; böylelikle tecrübeleri, bakış açılarını ve olasılıkları çoğaltmak.

Bu amaçla, Schmithenner’ın binasının İstiklal Caddesi ve Ara Sokak’a bakan cephelerini aynen tutarak, binanın içini boşalttık. Bu boşluk, YKKS’nin sırasıyla kitabevi, müze, sergi salonu, performans salonu, kütüphane ve nihayetinde yayınevi işlevlerinin bir rotada, rampalar dizisiyle birbirine bağlandığı bir kamusal hatta dönüştü. Galatasaray Meydanı’nın genişlediği yerde bina ve dolaşımı böylece  meydanın devamı kılınıyor; sergi ve performans mekanları hem fiziksel hem psikolojik olarak daha ulaşılır hale geliyor. Binanın kitabevi, sergiler ve salon arasındaki iç dolaşımı bir canlının iç yapısı gibi meydan tarafından izleyenler için sergilenirken, öte yanda binaya tırmanan izleyici çeşitli işlevler arasındaki seyahatinde İstiklal Caddesi ve Galatasaray Meydanını farklı açı ve yüksekliklerden tecrübe etme fırsatı buluyor. Binanın meydana açılan cephesi kaldırılarak teşkil edilen eyvan binaya ve kente ait bir ara mekan. Ziyaretçilerin cadde ve meydanı seyrederken salonlara girip çıkacağı bu mekan bu arada salonlardan en büyüğü. Cadde tarafındaki kamusal dolaşıma açık (Schmitthener’ın tasarımına döndürülen) portiko ile meydana bakan rampa ve sahanlıklar dizisi ileriye dönük bir “sergi mekanı olma potansiyeli” ni taşıyor. YKKS koleksiyonundaki en önemli eser Akdeniz Heykeli, burada yapının olduğu kadar, meydanın ve kentin de bir parçası haline geliyor. Kuzeye bakan bu eyvan mekanını meydandan neredeyse yok denecek kadar şeffaf bir cam cephe ayırıyor.

Yapıdaki işlevleri aşağıdan yukarıya sıralayınca YKKS’nin yoğun programıyla ziyaretçilerin tüm gün vakit geçirebilecekleri bir kültür sanat durağı olacağını şimdiden söyleyebiliriz.

Zemin katta, portikodan girilen, asma katlı Yapı Kredi Yayınları Kitabevi bulunuyor. Burada çocuk kitapları için ayrı bir mekan ayrılmış. Küçük bir kahvesi var. Kahveye bitişik kısımda ise imza günleri, küçük söyleşiler ve çocuk atölyesi etkinlikleri gerçekleşecek.

Rampanın ilk durağı Müze. Kitabevinin asma katını saran, dolayısıyla kitabeviyle görsel iletişimi olan bu U mekan Vedat Nedim Tör Müzesi.

Rampanın ikinci durağı sergi salonu. İki katı kaplayan ve bir galeriyle içeriden bağlanan bu mekanda YKKS’nin ikibinli yıllarda hatırladığımız büyük sergileri gerçekleşecek.

Rampanın üçüncü durağı Akdeniz Heykeli. Gayrettepe’de, daha sonra geçici olarak Galatasaray Meydanı’nda ve son olarak da Levent’te Yapı Kredi Genel Müdürlüğü önünde duran bu önemli eser, YKKS koleksiyonunda nihai yerine kavuştu.

Rampanın bittiği yer dördüncü durak. Büyük salon. Meydana ve şehre yukarıdan bakan bir loca. 120 kişilik. Konser, söyleşi, tiyatro, dans gösterisi, kokteyl gibi etkinliklerin yapılabileceği çok amaçlı bir salon.

Kütüphane ve yayınevi ofisleri beş, altı ve yedinci katlarda ana dolaşımdan kopmuş ve sakin bir çalışma ortamı oluşturacak şekilde kurgulandı. Yedinci ve son kat, eyvanın tavanını teşkil ediyor. Bu kat yapısal olarak eyvanın doğu ve batı cephe duvarlarına oturtulmuş kat yüksekliğinde bir makas ile taşınıyor. Bir balkonla meydana ve ileride İstiklal Caddesi’ne açılıyor.

 

Mevcut YKKS yapısının yeni tasarıma dönüştürülmesi yapısal olarak en azından bir özeti hak ediyor. Mevcut binanın kat hizaları, dikey taşıyıcıları ve iki cephesi (İstiklal Caddesi ve Ara Sokak cephesi) yeni tasarımda da korundu. Bazı salonların basık olmasının sebebi bu. Daha sonra yapı üstten başlayarak yıkıldı. Yan duvarlar güçlendirildikten sonra alttan başlayarak katlar inşa edildi. Güçlendirilmiş yan duvarların (doğu ve batı cepheler) üzerine oturan bir kat yüksekliğindeki makas, yedinci ve son katı taşıyordu. Son olarak da bu makas ile bodrum kat perdesi arasına gerilen çelik halatlara meydana bakan cam cephe asıldı.

YKKS’nin, Paul Schmitthener’in 1958 yılına tarihlenen yapısının izleri üzerinden tasarladığımız yeni binasının, kurumun enerjik yaklaşımı ve yaratıcı işbirlikleriyle önemli sergilere ve etkinliklere ev sahipliği edeceğini biliyoruz. YKKS’nin İstanbul kültür sanat haritasındaki odağı yeniden ve güçlü bir şekilde İstiklal Caddesi’ne kaydıracağını düşünüyoruz.

]]>
Panel ‘Art of Change: Strategies For Cultural Survival’ http://www.teget.com/panelaoc/ Mon, 11 Sep 2017 12:53:37 +0000 http://www.teget.com/?p=1979

Panel ‘Art of Change: Strategies For Cultural Survival’

A Panel: “Art Of Change: Strategies For Cultural Survival”

Part of A GOOD NEIGHBOUR realized as a part of the 15th Istanbul Biennial’s Neighbouring Events Programme

Moderator: Vittorio Urbani

Panelists: Ayşe Erek, Beral Madra, Mehmet Kütükçüoğlu

Organised by: Open Dialogue Istanbul & Nuova Icona

Curated by: Billur Tansel & Vittorio Urbani

Date: Friday, 15 September 2017

Location: Cezayir, Firuzağa Mahallesi, Hayriye Cad. No:12, Istanbul

Time: 10:00-12:00

For more information and RSVP: info@opendialogueistanbul.com or 0212 232 76 62 / 0212 939 76 62/ 0532 316 98 07

Note: Panel language will be English, there will be no translation.

“A biennial can be a platform for dialogue, and a format in which diverse opinions, perspectives, and communities can coexist.” Elmgreen & Dragset

As the 15th Istanbul Biennial curators Elmgreen & Dragset view the biennial as a platform for a dialogue in which diverse opinions, perspectives and communities can coexist; this panel will consist of cross-disciplinary guest speakers dealing with the subject of “Art Of Change: Strategies For Cultural Survival” studied by professionals with different backgrounds with an expertise in the critique, management, curating, history of art and architechure. Cultural perspectives and artistic practice will also be points of reflection.

The panel will be moderated by Vittorio Urbani (Curator, Founder of Nuova Icona); and the lecturers that will take part in this panel are Ayşe Erek (Academician and Art Historian), Beral Madra (Curator & Art Critic), Mehmet Kütükçüoğlu (Architect & Founder of Teğet Architecture, one of the co-curators of the Turkish Pavillion of the 2016 Venice Architecture Biennale). The project will be realised as a part of the 15th Istanbul Biennial’s neighbouring events programme, hosted by Cezayir.

We will look at how these professionals from different backgrounds view the same subject and how their perspectives coming from different educational backgrounds and interests can change their approach and analysis. Since the participants of this panel have all had experience in different biennials; examples of different biennials in various countries will be studied as ways of presenting visual culture and as a means of dialogue and cultural mediators between borders and disciplines of art. The relation between the materiality of the city and architecture, the existing system of art institutions, independent art initiatives, the existing cultural policy, the question of creating alternative spaces/ solutions for art, city, neighborhood, new potentials, the sharing of rules, style of management and ethics in the way institutions deal with artists will be amongst the topics to be discussed in the framework of the quick pace of change that reigns in the world today.

ABOUT OPEN DIALOGUE ISTANBUL

Open Dialogue Istanbul, founded by Billur Tansel in July 2015, was initially a nomad international contemporary art project that organized various cultural events on different platforms in Istanbul and abroad.

Since October 2016, being based in Valikonağı street, Teşvikiye amongst the other services it provides, it has been organizing and conducting educational programs for kids between the ages of 4-22 and adults in its own premises.

Open Dialog Istanbul has been organizing and realizing curatorial art projects and providing consultancy services to art institutions, collectors, students that plan a career in the art field and artists. Open Dialogue Istanbul presents various educational workshops for kids and youths between 4-22 years old, and custom made educational programs for adults and companies with its professional education team.

One of its other important missions is encouraging and developing cultural dialogues between artists, curators and writers on an international level.

Open Dialogue Istanbul purposes to provide a platform to young curators, artists and writers, as well as an on the field training opportunity to art students with no such experience.

 

ABOUT NUOVA ICONA

Nuova Icona – “associazione culturale per le arti” is a non profit cultural association, founded by a group of private individuals in Venice in 1993, dedicated to the support and promotion of contemporary visual arts. The association helps artists in developing their projects; welcomes and seeks collaboration and sponsorship, either to link the artists’ project to the community, either to fund them. With an experimental attitude in contemporary art, Nuova Icona views itself as the organizative element, the active layer between the public and the artist, a workshop where new projects can be realized.

Under the artistic direction of Vittorio Urbani, since 1993 Nuova Icona has mounted over 200 exhibitions, most of which were of national and international relevance.

Since 1995 Nuova Icona has organized – in the position of Commissioner or Deputy Commissioner – in collaboration with the Curators and National Authorities, the national ocial participations of Ireland in Venice Biennale for many years; it has since collaborated with Turkey (Biennale 2001, 2003, 05), Scotland (2003), Bulgaria (Architectural Biennial 2008), India (Collateral Exhibition, 2005), Finland (2005), Azerbaijan (2007, 09, 11), Lebanon (2007), Wales (2003, 05, 07, 09), Palestine (2009), Iraq (2011, 2013, 2015, 2017) and Central Asian Republics (2009).

In the last few years, a growing wealth of working contacts with the East (Turkey, Georgia, Iraq, Armenia, Lebanon, Palestine and Azerbaijan) has been source of a new strategy. Reconsidering the centuries-old Venetian tradition of commerce and diplomatic relationships with the Middle East, Nuova Icona is interested in going further in this direction, favouring the growth of new working links between Europe and the M.E. through the traditional gate, Venice.

Nuova Icona stands as an independent but accomplished cultural entity. At 24 years of age, Nuova Icona brings the contradiction of being together the oldest not for profit cultural organization dedicated to contemporary visual art in Venice and a 20 year old individuality capable of fresh and critical approach to the international art scene.

]]>